<<
GERİ DÖN
Avustralya
Avrupalılar 1788'de Brîtanya Birinci Filosu'nun Botany Körfezine
çıkmasıyla Avustralya'yı ele geçirdiklerinde, ülkeyi kendi Avrupalı
değerlerine göre biçimlendirmişlerdir. Avrupalılar kıtanın
haritasını çıkarmışlar, devasa araziyi tarlalara ve çiftliklere
bölmüşler, sanki boş bir toprakmış gibi doğal yerlerine İngilizce
adlar vermişlerdir. Aynı kültürel gelenekten arkeologlar ise,
Aborijinler'in Avustralya'ya yerleşme tarihlerini tespit için ciddi
bir kaygı içinde olmuşlardır. En son tahminleri 60.000 yıl ya da
daha öncesidir.
Avustralya Aborijinleri'nin bazı konularda kendi görüşleri vardır.
Yeryüzünün yaratılıp düzenlendiği, dere ve tepelerin yapıldığı,
insanların kendi ülkelerine yerleştirildikleri Düş-Zamanı'ndan bu
yana, burada olduklarını bilip söylemektedirler. Bu Aborijin
kavramını ifade için kullandığımız "Düş-Zamanı", onların orijinal
dillerinde kullandıkları sözcüğe göre, hiç de uygun bir çeviri
değildir. "Düş", farklı ve doğru olan gerçekliğe uyanacağımız maddi
olmayan bir dünyayı ima etmesiyle, elbette yanlış bir sözcüktür. "
Zaman" da, geçmişte olan ve şimdiki zamandan ayrı olan belirli bir
dönemi akla getirdiği için, tamamen yanlış bir sözcüktür.
Düş görmenin ayrılmaz bir parçası, burada olmanın "her zamanlığı",
nesnelerin oldukları ve olmaları gerektiği gibi olmalarıdır. Zaman,
yani ölçülmüş kronolojik zaman, zaman içinde değişiklik
-arkeolojinin ve batı ampirik biliminin bu merkezi dayanakları-
Aborijinler'in kastettiği zaman kavramının içine girmez.
DÜŞ-ZAMANI SANATI
Eski Avustralya Aborijinleri, eski kaya resimleri ve kaya
oymalarıyla resimli bir kayıt bırakmışlardır. Resimlerdeki
hayvanların ve kuşların çoğu bugün o topraklarda bulunmaktadır:
Brolga ve krokodil, miğferli kakadu, Düş-Zamanı hikâyelerinde önemli
olan yaratıklardır.
Sık rastlanan bir motif, kimi zaman bir çalı hindisi izi kadar
küçük, kimi zaman bir emu ya da daha da büyük olan kuş izleridir. Bu
sonuncular büyütülmüş emu izleri midir? Kimbilir belki de daha büyük
bir kuşun izidir. Aşırı büyük ve insan ayağı biçiminde izleri de
vardır.
Kuzey Avustralya'da Kakadu Milli Parkı ile çevresindeki bölgedeki
kaya resimleri, en azından 4 bin yıllık, büyük bir olasılıkla çok
daha eskidir. Daha eski resimlerde, 20. yüzyılda yalnızca
Tasmanya'da kalan keseli, etobur Tasmanya kaplanlarının pek çok
resmi vardır.
Avustralya kıtasında bir zamanlar varolan kaplan, insanların
Güneydoğu Asya'dan köpek getirmesinden bu yana kaybolmuştur. Bu
köpekler vahşi dingolar olmuş ve daha orta boylu bir yırtıcı hayvan
olarak kaplan soyunu tüketmiştir. Dingonun Avustralya'ya geldiği
dönemde Tasmanya, Buzul Çağı sonrasında deniz düzeyinin
yükselmesiyle anakaradan ayrılmış olduğundan, hayvan Tasmanya'da
yaşamaya devam edebilmiştir.
ESKİ GEÇMİŞİN KAYITLARI
Dingoların Kuzey Avustralya'ya 4 bin yıl önce geldiklerini tahmin
ediyoruz, bu yüzden Tasmanya kaplanlarının resimleri, soyu tükenmiş
bir türün resimleridir ama yalnızca o süre içinde tükenmiş olan bir
soyun.
Ancak Kakadu Milli Parkı'nın bile dışındaki ıssız "taş ülkesi"nin
tepelerindeki bir resim, çok daha eski bir şeye işaret etmektedir.
İyi tasvir edilmiş ve iyi korunmuş olan bu resimde, Tasmanya kaplanı
ya da bir kanguru ya da çağdaş bir keseli türü olmadığı kesin bir
yetişkin ve bir yavru yaratık vardır. Bunun küçük ön ayakları (ve
keseliler gibi) eli andıran atileri vardır. Ortasında sanki
gövdesinin altından sarkan iri ve sivri memeleri vardır. (Oysa
keselilerin memeleri, yavrularının büyüdüğü kesenin içindedir.)
Küçük ya da yavru olanda da buna benzer bir şey görünmektedir. Yoksa
bu yaratık bir megafauna mıdır? Kimileri bunun yalnızca Palorchestes
adı verilen ve yalnızca bulunabilmiş fosil kemiklerinden tanınan bir
yaratık olduğu görüşündedirler.
Ne yazık ki, bugüne kadar bu resimlerden yalnızca bir tanesini
biliyoruz. Ancak yüksek kayalık bölgede daha başkaları bulunabilir.
Buralarda resimlerle dolu sayısız kaya mağarası bulunmaktadır ancak
bunlar fazla ziyaret edilmemiş ve kaya sanatı bakımından tam olarak
araştırılmamıştır.
Düş-Zamanı hikâyelerinin başlıca figürlerinden biri, ülke içinde
dolaşırken yeryüzüne biçim veren ve dramatik izini kayalar ve
dereler ve göller oluşturarak bırakan Gökkuşağı Yılanı'dır.
Gökkuşağı Yılanı, çağdaş Avustralya pitonlarından bile daha büyük
yılanların anısını mı taşımaktadır? Aborijinler'in sel ve kabaran
sular hikâyeleri, Buzul Çağı'nın sonunda yükselen deniz düzeyinin
insanları daha eski bir kıyı şeridinden içerilere ittiği zamanların
anılarını mı korumaktadır?
Bu konuda, denizin yükselişinin zamanının tespit edildiği Kakadu
Milli Parkı'nda, yükselmenin son aşamalarından kalma bir kaya
resminde, ilginç bir ipucu verilmektedir: Denizin o yükselmesi
anında, "kıyı insanları"nın daha önce içerilere yerleşmiş olan "taş
insanları" ile yeni ilişkilere girdiklerini ve savaştıklarını
gösteren resimlerin sayısında da kesinlikle bir artış vardır. İşte
bu da yorumlanması gereken bir başka ipucudur.