Anasayfa

SMS & HAZIR MESAJ

BİLİYORUM BU YARA HİÇ KAPANMAYACAK
 
 Telefonlarıma cevap vermeyeceksin…Cevap versen bile, öyle yorgun öyle
 isteksiz çıkacak ki sesin, bir küfür gibi…
 
 Sevmeyeceksin beni…Biliyorum bu şehri bana dar edeceksin…
 Çünkü anladın; sevgimden tanıdın beni.O yanık, o hasta bakışımdan…Uçuruma
 atlar gibi sevdalanışımdan…
 Sevmek deyince, hemen ardından, ölüm, dememden anladın…
 Anladın ve kardeşini bir kabustan uyandırır gibi çırılçıplak gerçeğe
 uyandırdın beni; uyandırdın ve kaçtın…
 Çünkü sen de benim gibiydin; sen de benim gibi seni sevmeyeni sevdin hep.Sana
 acı çektireni…Seni aramayanı, telefonlarına çıkmayanı, çıkınca seninle bir küfür
 gibi konuşanı sevdin…Sen de benim gibi seni incitip üzeni sevdin hep.
 Bakışından hissettim bunu, kokundan, dokunuşundan…
 Beni sevmeyecektin biliyorum ama…Ama, öyle susamıştımki kendim gibi birini
 sevmeye…Öylesine muhtaçtımki gercekten incitilmeye, gercekten acı
 çekmeye, kendim gibi birini özlemeye öylesine muhtaçtım ki, seni tanır tanımaz
 çözüldüm…
 Sana da olmuştur…Öylesine susamışsındır ki sevilmeye, kendin gibi birini
 bulunca tutamaz kendini, herşeyi, belkide söylenmiycek her şeyi o an, garip bir
 telaşla söylersin…
 Hatta söylerken anlarsın, söylememen gereken şeyleri söylediğini
 hissedersin, battığını, giderek çıkmaza girdiğini…Ama yine de engelleyemezsin
 kendini tutamazsın.
 Aleyhinde olabilecek herşeyi söylersin…Üstelik bunu anladıkca daha da
 batırmak istersin kendini…Biraz daha zor duruma düşürmek…
 Daha da kaybetmek, daha da dibe batmak istersin…Sanki bile isteye kendi
 mutlulugunu kendi elinle bozmak istersin…Kendinden gizli bir öç alır gibi.
 Sanki hiç mutlu olmak istemiyormuş gibi…Sanki hiç sevilmek istemiyormuş
 gibi…
 Bir tür gurur muydu bu?
 Birgün nasılsa ve hiç olmadık bir anda alınıp kopartılmadan, kendi
 ellerimizle onu yok etmek, bizim gibilerin mutluluğuna tahammül edemeyen bu
 hayatta, bu hayatın zorba kurallarına bir tür başkaldırmak mıydı?
 Bir şizofren çocuk tanımıştım bir gün.Tam karşımda
 oturuyordu.gencecik, yakışıklı bir çocuktu.Şizofren olduğunu
 biliyordu.Biliyordu iyileşemiyeceğini…İki de bir, önce kolunu uzatıp, sonra
 avucunu açıyor; Mutluluk avuçlarımdaydı, yakalamıştım ama kaçtı
 diyor, kaçtı, derken avuçlarını boşluğa kapatıyordu…
 Hiç unutmuyorum, bu hareketi defalarca yapmıştı…
 Yine hiç unutmuyorum; burjuvalara özenen bir ailede büyüdüm ben.Görgü kitabı
 masanın üstünde dururdu hep.
 Annem o kitabı defalarca ezberletirdi bize.Yemeğe nasıl oturulacak..çorba
 nasıl içilir? Kaşık nerede, çatal nerede durmalı…Balık nasıl yenir? Peçete nasıl
 katlanır…Sinemada nasıl oturulur…
 Ben de eskiden senin gibi saftım.İnanırdım bu dünyada bile şölenler
 olacağına…Bu dünyada anne, baba, kardeşler, bir sofrada lekesiz bir mutluluk
 yaşayabilirler diye inanırdım…O kasvetli görgü kuralları kitabına rağmen
 inanırdım…
 Önce dilediğim gibi başlardı herşey.Herkes bir arada, sonsuz mutlu gibi…Sonra
 birden hiç beklenmedik bişey olur, biri ağlayarak odaya kaçardı…İçerden, arka
 odadan, ağlamaklı, sonsuz küskün sesler gelirdi; bıktım artık, bıktım, usandım
 hepinizden, gideceğim buralardan, yetti artık! …
 Ben de senin gibi saftım o zamanlar…Gidilecek neresi var dı ki derdim…İşte
 hep birlikteyiz…Alemi var mı bu mutluluğu bozmanın? …
 Sonraları çok sonraları anladım.Meğer biz, bizim aile, herkes, tesadüfen bir
 araya gelmişiz tesadüften de öte…Biz…bizim aile, herkes, aslında hiç
 istemeden, nedeni bilinmeyen bir zorunluluk sonucu bir araya gelmişiz…
 Aslında biz bir araya gelmemek için yaratılmışız.
 Hayatın en büyük yanlışıymış bizim bir arada olmamız! …
 Evet cok geç anladım…
 Bıraktım lekesiz mutlulukları; ben kavgasız, üzüntüsüz bir pazar sofrası
 özlerken, aslında herkes…annem, babam, kardeşim o evden uzaklara, hiç dönmemek
 üzere çok uzaklara gitmek istiyormuş…
 Dünyanın en mutsuz otogarı…Dünyanın en imkansız istasyonuydu bizim
 evimiz…Yıllarca uzaklara, cok uzaklara gitmek isteyip, bir türlü gidemeyenlerin
 sonsuz bekleme durağıydı bizim evimiz…
 İşte bu yüzden sevmek benim için bir tutsaklıktı, tuzaktı böylesi sevip
 bağlanmak.Uzaklara cok uzaklara gitmek isteyenleri engellemekti.
 Sevgi yüzünden bizim ailedeki hiç kimse istediği yere
 gidemiyordu…Birbirimize duyduğumuz sevgi, aynı zamanda bizi birbirimize düşman
 ediyordu…
 Hem biz, bizim aile…Güneşli bir günde ansızın başlayan sağanak yağmurlar
 gibiydik…
 Bu yüzden hep hırçın, hüzünlü, kırgındık…
 Bu yüzdendi, her şeyi, çok iyi gidiyor sanırken, içimizde yükselmesine bir türlü
 engel olamadığımız o felaket duygusu…
 Anlamıştım senin ailen de böyleydi…
 Üstelik öyle severlerdi ki sizi, birgün hiç olmadık bir anda, aslında
 istenmeyen çocuklar olduğunuzu söylerlerdi size! …
 Sana ya da kardeşine…Tesadüfen dünyaya geldiğinizi…Beklenmedik bir misafir
 olduğunuzu! …Aksi gibi, istikbaliniz için hiçbir şeyi esirgemediklerini
 söyledikten sonra söylerlerdi böyle sıradan şeyleri! …
 Sizin için…Senin için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadıklarını söyledikten
 sonra…
 Senin de ailen benimki gibiydi…Güneşli bir günde ansızın başlayan sağanak
 yağmurlar gibiydi…Bu yüzden sen de benim gibi böyle hırçın, hüzünlü, kırgınsın
 her şeye…
 Yıllar önce tanıdığım o şizofren çocuk gibi; tam mutluluğu yakalamışken
 kaybetmiş gibisin hep…
 Ben beni istediğim gibi sevmemiş olan annemin hayaletini arıyorum imkansız
 kadınlarda…
 Sen, seni istediğin gibi sevmemiş olan babanın hayaletini arıyorsun imkansız
 erkeklerde…
 Biliyorum ne ben o kadını bulacağım ne de sen o erkeği bulacaksın…
 Ve ne acı ki, hep bizi sevmemiş olanları seveceğiz ikimizde…Ne acıki, hep bizi
 incitip üzenlere bağlanacağız…Telefonlarımıza çıkmayanlara… Çıksa bile küfür
 gibi konuşanlara sevdalanacağız…
 Bizden bir çift güzel laf esirgeyenleri özleyecegiz…
 Ölesiye, amansız seveceğiz onları…
 Biliyorum, bu yüzden odan böyle…Güncelerin ortalık yerde…Kitapların
 orada, burada…Anıların saçılmış ortalık yere…Her şeyin darmadağın…
 Biliyorum bu yüzden düzenden, adı düzen olan her şeyden nefret ediyorsun…Sen
 de benim gibi; toparlayıp da ne yapacağım, düzenli olunca ne olacak; sonunda bir
 gün biri gelip her şeyi, biriktirdiğim, düzenlediğim, üzerine özenle titrediğim
 her şeyi daha önce hep olduğu gibi hiç beklemediğim bir anda savurup, bozup
 gitmeyecek mi, diye düşünüyorsun…
 Biliyorum, sen benim için hiç bir zaman ulaşamayacağım annemin
 hayaletisin…Ailemdeki insanlar gibisin çok duygusal çok güçlü, çok yaralı…
 Onlar da senin gibi seninkiler gibiydi…Aklı başında, mazbut insan rolünü
 oynamaktan ve ertelenmiş düşleri yüzünden yorgun düşmüş, yarı çılgınlardı…Hepsi
 yanlış evde ve yanlış bir yerde yaşadıklarını söylerlerdi…Düşleri çok
 garipti…En kısa yolculuk bile onları yorduğu halde; okyanusları aşmayı ve başka
 kıtalara gitmeyi düşlerlerdi…
 Yine aradım seni, yoksun…bulsam, benimle küfür gibi konuşacaksın…
 Bir kere çözüldüm sana…Bir kere sana senin gibi olduğumu hissettirdim…
 Oysa baştan beri biliyordum; sen.seni sevmeyenleri seversin.Tıpkı benim
 gibi…
 Ama öyle özledim ki benim gibi birini sevmeyi…Öyle özledimki kendim gibi
 biri tarafından incitilmeyi, üzülmeyi…
 Yine aradım seni yoksun…Beni de birileri arıyor…Beni de kendi gibi birini
 sevmeyi özleyenler arıyor…Kendi gibi biri tarafından incitilmeyi, üzülmeyi
 özleyen birileri arıyor.
 Hiç cevap vermiyorum…BEN SENİ İSTİYORUM, SENİ ARIYORUM…
 Kayıtsızlığınla beni yok ediyorsun, geride sen kalıyorsun.Ama seni de biri
 yok ediyor…
 Aslında bu oyunda herkes birbirini yok ediyor…
 Ben birilerini, o birileri başkalarını.Sen beni…Seni bir başkası…
 Hem çok iyi biliyorum; beni sevsen bile hiç kapanmayacak bu yaram…Seni biri
 sevse de hiç kapanmayacak bu yaran…
 Hiç kapanmayacak! …Avuçların hep boşluğa kapanacak.Tıpkı o şizofren genç
 gibi…
 
 
Cezmi Ersöz



Siirbahcesi.Net


BURÇLAR

  GENEL KÜLTÜR

 YARARLI SİTELER

Siirbahcesi.Net Tüm Hakları Saklıdır, İzinsiz Kopyalanamaz Ve Çoğaltılamaz. (C) Copyright 2006 MaxiNet

Şiir   Sitemap