<<
GERİ DÖN
Mardin
Atatürk, Mardin için Paşa olduğum diyar sözünü sürekli kullanmıştır.
Atatürkün hayatında önemli bir dönüm noktası vardır. General
olduğunun müjdesini Mardinde alan büyük komutan bu olayı bir çok
yerde ve zamanda dile getirmiştir.Mardinliler bir gece önce
aralarında Albay olarak gördükleri Mustafa Kemal 'ni ertesi gün
pırıl pırıl General apoletleriyle Mustafa Kemal Paşa olarak
selamlamışlardır. Hem de 35 yaşında genç, heyecanlı bir paşa olarak.
Atatürk'ün Mardine ikinci gelişi yaklaşık bir yıl sonra 1917 yılının
Şubat ayına rastlar. İkinci Ordu Komutanlığına vekalet ettiği
günlerde, Hicaz Cephesi Kuvvetleri Komutanlığına atanan Mustafa
Kemal Paşa, beraberinde Dr.Yarbay Hüseyin, Binbaşı Rıfat Bulca,
Yaver Cevat Abbas, Yüzbaşı Neşet Bora, Yüzbaşı Rauf, Emir Subayı
Şükrü Tezerle Mardine gelmişlerdir.
Mardinliler Atatürkü coşkun bir törenle karşılamışlardır. Atatürk o
günün gecesinde Mardin Belediye Başkanı Hıdır Çelebinin evinde
Mardinin ileri gelenleriyle birlikte konuk olmuştur. Şehrin ileri
gelenlerinden Abdurrahman Kavvas, Atatürke Samur derisinden bir kürk
hediye etmiştir. Bu değerli armağan halen Konyadaki Atatürk
Müzesinde bulunmaktadır.
Mardin'in ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu kesin olarak
bilinmiyorsa da kuruluşu eski yakın doğu tarihine göre Subariler
zamanına kadar dayanmaktadır.
Alman Arkeologu Baron
Marva Oppenheim'in 1911-1929 yılları arasında yaptığı kazılardan
elde edilen sonuçlara göre: Subariler'in Mezopotamya da (MÖ.4500-
3500) yaşadıklarını bu tespite sebep olarak da Sümer ve Babil
katları arasında buldukları kiremitleri göstermiştir. Gırnavaz
örenyerinde 1932 yılında başlayıp 1991 yilina kadar sürdürülen
Arkeolojik kazı ve araştırmalar sonucunda Gırnavaz'ın MÖ.4000'den
M.Ö 7. yüzyıla kadar sürekli olarak yerleşme alanı olduğu
anlaşılmaktadır.MÖ.4000 sonlarına tarihlenen Geç Uruk Devri,
Gırnavaz kalıntılarının en alt kültür tabakasını oluşturmaktadır.Bu
Kültür tabakasının üzerinde yer alan Er Hanedanlar Devri Mimari
tabakaları daha çok ölü gömme adetleri açısından araştırılmış ve
değerlendirilmiştir. Tespit edilen mezarlara göre ölüler bu devirde
eski Mezopotamya geleneklerine göre açılan çukurlara dizler
karınlarına çekik olarak yatırılmakta daha sonra yakılan hafif
ateşle manevi temizlik sağlanarak dünyevi ilişkiler kesilip çukurlar
kapatılmaktadır.Mezar içinde şahsi eşya olarak metal silahlar, Metal
süs eşyaları ve mühürler kült ve seramik kap örnekleri çok sayıda
tespit edilmiştir. Sümer Kralı Lugarzergiz MÖ.2850 yılında Akdeniz'e
kadar uzandığı seferinde Mardin'i hükmü altına almıştır.
Şehircilik,sulama ve tarım alanında ileri bir seviyeye ulaşan
Sümerler, geniş fetihler sonucu güçlerini kaybedince 30 yıl sonra
Mardin'i Akadlar'a bırakmışlardır (MÖ.2820).
Akadlar,MÖ.2500
yıllarında Sümerler'le anlaşarak Akad-Sümer Devletini kurmuşlardır.
Prof..Dr Ekrem Memiş'in "Eski Çağ Türkiye Tarihi" adlı kitabında:
"Mezopotamya'da büyük imparatorluk vücuda getiren Sami Kökenli
Akadlar'ın vesikalarından anlaşıldığına göre,MÖ.3000 sonlarında
Mardin Merkez olmak üzere Güneydoğu Anadolu bölgesi ile Kuzey
Mezopotamya'daki Musul ve Kerkük dolaylarında Hurriler adı ile
anılan bir kavim oturuyordu" diye yazar. Mardin,MÖ.2230'lu yıllarda
Elam şehri oldu. Amuri ailesinin altıncı ferdi olan Hamurabi, Sümer
topraklarınıı Babil'in idaresi altına alınca bu kez de Babil
Devleti'ni kurmuş, ardından Yukarı Mezopotamya'ya saldırınca
Mardin'i istila ederek topraklarına katmıştır.(MÖ.2200-1925).MÖ.
1925 yıllarında Mardin'i işgal eden Hititler bir vıl sonra şehri
terketmişlerdir.
İran dolaylarından
gelen Ari Irkından Midiller, Mardin ve çevresini ele geçirmiştir.
500 yıl hüküm süren Midiller bilinmeyen bir sebepten Mısır'lılara
vergiye bağlanmışlar ve bir Midil prensesini de Mısır Firavunu île
evlendirmişlerdir. MÖ. 1367 yılında Midiller arasında iç savaş
çıkmış, bunu fırsat bilen Asur Kralı Asuri Balit Mardin ve çevresini
topraklarına katmıştır. MÖ. 1190'da Anadolu'dan gelen bazı Ari ırk
kavimleri Mardin'i almışlardır. 60 yıl sonra I.Tıplalpalasır, Sincar,
Nusaybin ve Mardin'den geçerek 20 bin Maşiki kuvvetinin Koruduğu
Kemecin'e' saldırıp onları yendikten sonra Mardin ve çevresini
tekrar ele geçirmiştir. MÖ.1060'da I.Asurnasırbal zamanında Hititler
birleşerek Gılganuş yakınlarında Asurlular'ı
yenmişlerdir.Asurluların tekrardan kuvvetlenmeleri üzerine, Mardin
Asur hakimiyetine girmiştir.MÖ.800 yılına kadar Asurluların elinde
kalan Mardin daha sonra Urartu Krallığı egemenliğine
geçmiştir.Urartu Kralı Mimes zamanında Mardin 50 yıl Urartu
idaresinde kalmıştır.
MÖ.612 yılına kadar Sityaniler,MÖ.618 yılında ise İran'dan gelen
Midiler buraları ele geçirmiştir. MÖ.335 yıllarmda Büyük İskender
Mısır'ı aldıktan sonra Mezopotamya'ya gelerek İran'a gitmek için
Mardin'den geçer. Buraları da istila eden İskender'in MÖ.323 yılının
28 Mayıs'ında Babil'de ölümünden sonra komutanları arasında devlet
pay edilir ve Mardin doğu bölümünde kaldığı için Nikanır denilen
General Slevkos'un payına düşer. (MÖ.311) MÖ. 131'de Mardin ve
çevresi Urfa Krallığı (Abgarlar) topraklarına katıldı. MS.249'da
Roma Hükümdarı Filibos saltanatının 5.yılında bir isyan başlatıp IX.
Abgar'ı memleketten kovmuştur.
Şehrin Valiliğine de
Hapsioğlu Uralyonos tayin edilmiştir..Bu arada Mardin'de Urfa'ya
bağlı olduğu için Roma egemenliğine girmiştir. MS.250 yılında
Dakiyos, Pers ülkesini zaptetmiştir.Bu sırada tahribat gören
Nusaybin'i onarmıştır. 330 yılında ateşe ve güneşe tapan Şad Buhari
isminde bir kral Mardin Kalesinde rahatsızlığı nedeniyle kalır.
Kalede kaldığı süre içerisinde iyi olunca kendisine kasır yaptırıp
12 yıl boyunca burada yaşar. Daha sonra Kral, memleketi Pers'ten
birçok asker ve sivil getirip onları Mardin'e yerleştirir.442 yılına
kadar getirilen insanlar vasıtasıyla şehirde birçok gelişme olur.
442 yılında halkı kasıp kavuran amansız bir veba salgını şehri
yaşanmaz hale getirir. Yaklaşık 100 sene sonra Ursiyanos adlı Romalı
bir; kumandan büyük bir ekiple Mardin'i 47 yılda inşa etmeyi başarır
ve halkın tekrar buraya gelmesini sağlar. Bu süre içinde Persler'in
ünlü merkezleri olan Dara yeniden inşa edilmiştir. Mardin'e
Bizanslar 640 yılında Hz-Ömer'in kumandanlarından İlyas Bin Ganem'in
işgaline kadar varlıklarını devam ettirmişlerdir. Mardin ve çevresi,
692'de Emeviler'in, 824'te Halife Memnun zamanında Abbasilerin
hakimiyetine girmiştir.Bu dönemde islamiyet hızla yayılmıştır.
885-978 yılları arasında buralarda hüküm süren Hamdaniler'in kaleyi
kesin olarak zaıptedişleri 895 yılına rastlar.
Doğal olan kalenin
bazı yerlerine surlar yaptırarak bazı yerlerini de onararak günümüze
kadar dimdik kalmasını sağladılar. 990 yılında ancak Musul'da
tutunabilen Hamdaniler'in topraklarını birer birer ele geçiren
Mervaniler, Mardin'i zapt ederler. Mardin ve çevresinde çarşılar,
camiler yaparak onarımlarla ipek yolu üzerinde bulunan bu önemli
şehri ticari açıdan canlandırırlar.. Alparslan'ın Malazgirt
zaferinden sonra Türkler'in Anadolu'ya ulaşan akınları neticesinde
gittikçe zayıflayanı Mervaniler Devleti Nusaybin'de 1089'da
Selçuklular'a yenilerek onların hakimiyeti altına girer.
Artuklular'dan İl Gazi Bey Mardin'i l105'te ele geçirerek devletin
başkenti yapar.Halep'i aldığı gibi Haçlılara karşı giriştiği
mücadeleler dolayısıyla İl Gazi Bey büyük ün kazanır. Antakya Haçlı
Prensi Roger'i yenerek Silvan'ı ele geçirir, İl Gazi' nin ölümünden
sonra oğulları ve yeğenleri devletin basına geçerek Diyarbakır,
Harput Kalesi ve civarına hakim olup, Haçlıları, Frankları, Urfa
Kontu'nu, Bilecik Haçlı Senyör'ünü ve Kudüs Kralı Bodven'i yenerek
büyük başarı kazanırlar. Böylece Artuklular bölgede büyük devlet
kurarlar. Bu devletin 304 yıllık egemenliği sürecinde çok sayıda
tarihi camii, Medrese, hamam ve kervansaray yapılmış, birçok cami,
medrese ve manastır onarılmıştır.
Timur, Artuklular döneminde 1393'te Mardin Kalesini kuşatıp işgal
etmeye çalışsa da başarılı olamaz. Timur 1395 yılının Ramazan ayında
Mardin'i almak için yeni bir kuşatma hazırlıklarına Kızıltepe'de
otağı kurarak başlar. Mardin halkı kaleye sığınarak Timur'un
şiddetli hücumlarına karşı koymak suretiyle o zamanın en büyük
ordusu ve hükümdarlarını başarısızlığa uğratmıştır. Artuklular
halkın bu başarısından dolayı Mardin'i onarma faaliyetine
girişirler.15.yüzyılda güçlenen Karakoyunlular'ın bu devleti ortadan
kaldırmak için Mardin'i 2 ikili kuşatması bu girişimleri aksatır.
1409'da halk bu kuşatmaya daha fazla dayanamayarak yapılan anlaşma
gereği şehrin kalesini Karakoyunlulara teslim eder. Mardin
Karakoyunlular'ın egemenliğinde 61 yıl kalır. Bu süreç içerisinde
aşiretler ayaklanarak Karakoyunluların rejimine karşı koyarlar ve
devleti zaman zaman ele geçirirler. Karakoyunluları 1462 yılında
yenen Akkoyunlular kalenin egemenliğini de ele geçirirler. Bu
dönemde Mardin'e Paşa olarak gelen Kasım Bey, Timur'un yakıp yıktığı
şehri ve kaleyi onarmaya girişir. Bu çalışmasının ve başarısını
taçlandıran bu güne kadar ihtişamla ayakta durmayı başaran ve tarihe
meydan okuyan Kasın Paşa Medresesini yaptırır. 16.yüzyılın başında
Akkovunlular'ı egemenliğine alan Şahı İsmail güçlü bir Şii devleti
kurmayı başarır. Bu dönemde Anadolu'ya girip Şiiliği kabul
etmeyenleri zalimce öldürmekten geri kalmaz. Bu durumu gören Mardin
hakimi, şehri zulme ve yağmaya karşı, halkı korumak için kalenin
anahtarını kan dökmeden Şah İsmail'e teslim eder.
Mardin'in kesin olarak
Osmanlılar'ın eline geçmesi Mısır seferini düzenleyen Yavuz Sultan
Selim döneminde gerçekleşmiştir. Diyarbakır (Amid) Valisi Bıyıklı
Mehmet Paşa ve Kürt Bilgini İdris-i Bitlisi, Yavuz Sultan Selim'in
emriyle 1516'da Mardin ve kalesini dokuz aydan fazla kuşatmış,
çeşitli illerden gönderilen Osmanlı takviye kuvvetleri, Doğu
Anadolu'dan gelen Kürt Beylerinin kuvvetleriyle birleşerek kaleye
defalarca saldırılar düzenlemiştir. Ancak halkın kahramanca karşı
koyması iki tarafında zor günler geçirmesine neden olmuştur. Kartal
Yuvasına yardım beklentisi boşa çıkınca Bıyıklı Mehmet Paşa ve
İdris-i Bitlisi 7 Nisan l5l7"de Mısır'da bulunan Yavuz Sultan
Selim'e kaleye girmiş olduklarının müjdesini vererek Osmanlı
Devletinin ilk halifesini çok sevindirmişlerdir. 1517 yılında Mardin
ve yöresi Osmanlı topraklarına katılmış, bir sancak durumunda
Diyarbakır Beylerbeyliğine bağlanmıştır. 1518''de Mardin Sancağı:
Merkez kazası ile Savur ve Nusaybin nahiyelerinden oluşuyordu.
Mardin, uzun müddet Diyarbakır-Bağdat ve Musul'un Sancağı durumunda
kalmıştır. Mardin sancağında halk: Göçebe ve yerleşik olarak iki
bölüme ayrılmaktaydı. Yerleşik halk inançları açısından: Yahudiler,
Hıristiyanlar (Ermeniler, Süryaniler ve Keldaniler),Müslümanlar ve
bir kısım Şemsilerden (Güneşe tapanlar) oluşuyordu.