Anasayfa

SMS & HAZIR MESAJ

BANA DOĞRU GELEN KİM
 
 Dökülmüş bedenim kimyasına pirincin, yokedilerek kalsiyumun büyüsü yazgım belirlenmiş.
 Her an, hoş geldin diyorum bana doğru gelene, dalgalanan duygularımla. Sarkıyorum
 tavandan (bir tavan varmışçasına) yeryüzünün (varolduğunu umarak) renklerini bilmeme
 karşın - lal rengi, çivit mavisi ve sarı - ve onların yalanlamalarını - tutku, dinginlik ve ölüm -
 kendimle işaretliyorum yanı, yöreyi - bir aşağı bir yukarı, bir yukarı bir aşağı, sağ sol, sağ sol.
 Yönlerin bulanıklığında bir sorumluluk bu! Uluma geri tepiliyor böylece, bana doğru gelene
 karşı! Bir iskeletler zinciri tutuyor beni havada, uzay konusunda bir unutkanlık yüklemeye ve
 devindiğim cılız önlemleri yıkmaya çalışarak. Soğukkanlı bir çaba! Ben, kusursuz bir porte
 olmayı yeğlerdim, oysa. İşte şuracıkta, özlüyorum sol anahtarımı ve notalarımı. Umursamam,
 nereye dağılırlarsa dağılsınlar, daha sonra...
 
 Şimdilik, hava akımının istencine boyun eğmişim, sinekler ırzına geçerken uzantılarımın,
 sürdürüyorum dansımı bu dikey tabut içre, günden geceye, geceden güne, ben tümünü ezip
 geçinceye ve "Bana doğru giden kim?" in yatay bilgisine ulaşıncaya dek!
 
 
Nilgün Marmara
 
 ******************
 
 
BEKLEMEK
 
 taşıl kaygısı kaotik özlem
 neydi beklediğimiz ve gelecek olan
 salt acı
 sonsuz yeşil sonsuz gelişkin bir orman
 içinde göllerini nehirlerini çağlayanlarını
 gök kuşaklarını yitirdiğimiz kara sözcük
 yokluğun dayattığı doğurgan sözcük: acı
 bir deniz kızının uçma tutkusu
 belleğin unutuş çılgınlıklarında
 bilinmeyen organizmalar dönüştürürken
 bedenlerimizi duygularımızı ben'imizi
 çürüyorduk... kaçış yoktu... çıkış da...
 
 yeşil maytap patlatan sahte mesihin sözleri
 yalandı acımasızdı efendilerin belirlediği
 ölçtüğü biçtiği yaşattığı kendimiz
 umarsız öte benler=nesneler
 ağlayın
 ağlayın ve kanayın
 yok olduğunuz irin zamanında
 
 
Nilgün Marmara
 
 ******************
 
 
GÖKKUŞAĞINDAN DARAĞACI
 
 Şimdi'nin bedeni yok,
 Yontuyor geçmiş bilgisiyle
 gelecek belki olur diye taşı,
 taşını kokluyor
 yontu dağılıyor...
 
 
 Şimdi'si yitik
 bundan boyuyor
 boyuyor evine aldığı
 ağacın üzerine tüneyip
 duvarını, tavanını, geçmişi
 ve geleceği ve her yanını;
 dal kırılıyor...
 
 
 Şimdi'si yitik
 diziyor diziyor notalarını,
 göğe ışık üzerine boncuklarını,
 ucuza getiriyor varlığını
 sonsuzun sessizliğiyle
 sonlunun gürültüsü arasında,
 O bitirince kıyısında gezindiği
 yol çöküyor...
 
 Şimdi'si yitik
 bundan yazıyor
 yazıyor enine boyuna
 içini ve dışını ve yeri
 ve göğü ve suyu,
 bindiği kadırga
 o inince batıyor
 
 
Nilgün Marmara
 
 *******************
 
 
TOMORROW WILL BE ANOTHER DAY
 
 sevim'e
 Belki ona gideriz yarın,
 Belleksiz sevgiliye,
 Poplin elli korkak çocuğa,
 Duyarlığı, unutkanlığının kanı
 anaya-
 Ona belki gideriz yarın,
 Gören gözlü kör güzele,
 Çılgın gülüşlü bebeğe,
 Yüreği, sızlanan ruhunun göğü
 yavrucağa-
 Yarın gideriz belki ona,
 Unutuşun türküsü, bekleyiş
 tortusunda,
 Esnek kokulu çiçeğe,
 Kaynak bakışlı Venüs'e-
 Ya nasıl dönüş sonra?
 
 
Nilgün Marmara
 
 ********************
 
 
TOZ-DEM
 
 Kısacıktı
 karşı yolculuklarımız kara
 ve deniz üzerinde-
 
 
 Şafağın bodrumuna inerken sen,
 Hançerin ivmesiyle yükselirdim
 dul pencerelere.
 
 
 Azıcıktı
 köpük boz
 denizde ve karada
 Koyu bir saatin içinden
 çıkılamadı
 bir an yine de!
 
 Belki gülden
 kalma bir iz yanağındaki,
 Eski sabahın sarı gülünden
 üzerine deli gözünü bıraktığın.
 
 
 Öldüğünde,
 çekmecemde duran bu göz,
 incelikle çıkarılacak,
 bir jiletin enginliğine,
 Çözülecek gizi
 O çarpık retinanın, ağ tabakanın.
 
 
Nilgün Marmara



Siirbahcesi.Net


BURÇLAR

  GENEL KÜLTÜR

 YARARLI SİTELER

Siirbahcesi.Net Tüm Hakları Saklıdır, İzinsiz Kopyalanamaz Ve Çoğaltılamaz. (C) Copyright 2006 MaxiNet

Şiir   Sitemap