<<
GERİ DÖN
Suudi Arabistan
Kızıldeniz ile çevrilidir. İslama göre kutsal kabul edilen iki
şehir, Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere Suudi Arabistanın
Hicaz bölgesindedir. Arabistan Yarımadasında 16° 11’ - 32° 09’ kuzey
enlemleri ve 34° 34’ - 55° 41’ doğu boylamları arasında yer alan bir
ülke. Bu bölgeye Haremeyn adı da verilir. Asırlarca Osmanlılar
tarafından idare edilmiştir. 18. Yüzyılın ortasında dini bir hareket
olarak ortaya çıkan vehhabilik daha sonra siyasi bir harekete
dönüşerek bu günki Suud devletinin temellerini oluşturmuştur. (Geniş
bilgi için bak: Zekeriya Kurşun, Necid ve Ahsa'da Osmanlı
Hakimiyeti, Ankara 1998)
Arabistan tarihi, ilk yaratılmış insan ve ilk peygamber hazret-i
Âdem ile başlar (Bkz. Âdem Aleyhisselam). Arabistan toprakları
üzerinde hazret-i Âdem’den sonra birçok peygamber geldi. Bunlardan
hazret-i Nûh, insanlığın ikinci babasıdır. Araplar, hazret-i Nûh’un
üç oğlundan biri olan “Sam”dan türemişlerdir. (Bkz. Nûh Aleyhisselam).
Bu yüzden ülke toprakları üzerinde ilk yaşayanlara “Samiler” adı
verilir.
Samiler’den sonra gelenlere,Arab-ı aribe dendi. Himyer, Gassan ve
Hire gibi bir takım devletler kuruldu. Eski Araplarla, yeni
gelenlerin karışması neticesi, Arab-ı müsta’ribe meydana geldi.
İslamiyetten evvel, Araplar çeşitli kabileler halinde yaşarlardı.
Bunların en şereflisi Kureyş, bunun içerisinden de Haşimi kolu
sayılıyordu. Hazret-i Muhammed, bu koldan gelmekteydi ve 610 yılında
İslam dinini tebliğe başladı. 630 yılında Mekke fethedildi. (Bkz.
Muhammed Aleyhisselam)
Hazret-i Muhammed 632 yılında vefat edince Dört Halife (632-661)
devri başladı. Bahreyn, Irak, Suriye, Filistin, Mısır, Afrika,
Kafkasya ve Horasan fethedildi. Dört Halife devrinden ve hazret-i
Hasan’ın altı aylık hilafetinden sonra, devlet idaresi 662 yılında
Emevilere geçti. Sicistan, Afganistan, Semerkant, Erzurum, Kıbrıs,
Girit, Sicilya, Buhara, Harzem, Hint toprakları Malatya ve Türkistan
fethedildi. Sınırlar Atlas Okyanusu ve Fransa içlerinden Türkistan’a
kadar uzandı. (Bkz. Emeviler)
Emevi Halifeliğinden sonra, 750’de Abbasi Halifeliği devri başladı.
Fakat Abbasiler her geçen gün kuvvet ve itibarını kaybediyordu.
Çeşitli iç isyanların ve toprak kayıplarının yanında, Moğol
felaketiyle 1258’de fetret devrine girildi. Üç senelik fetret
devrinden sonra, Abbasilerin Mısır’daki halifeliği 1517 yılına kadar
devam etti. (Bkz. Abbasiler)
Arabistan Yarımadası, Sultan Birinci Selim Han (1512-1520)
zamanında, Osmanlı hakimiyetine geçti. Sultan Selim Hanın 1517’deki
Ridaniye Muharebesiyle Mısır’ı alıp, Memlûk Devletine son verdikten
sonra, bu devletin nüfûzu altında bulunan Mekke ve Medine havalisi
de Osmanlı hakimiyetini tanıdı. O sırada Mekke emiri bulunan Şerif
Berekat bin Muhammed Hasani, derhal henüz on iki yaşında bulunan
oğlu Şerif Ebû Nümey’i, elçilik heyetiyle Mısır’a göndererek Osmanlı
padişahına tazimlerini arzla Mekke’nin anahtarlarını takdim etti.
Şerif Ebû Nümey, Osmanlı Padişahı Sultan Selim Han tarafından da
kabul edildi. Şerif Ebû Nümey’e hil’at giydirilerek, padişahın elini
öptü. Şerif Berekat’a Mekke emirliği menşuru yazılıp, oğluna verilen
hediyelerle Mekke’ye gönderildi. Mısır hazinesinden Mekke emirine
maaş bağlandı. Ayrıca Şerif Ebû Nümey ile beraber Mekke ve Medine
ahalisine dağıtılmak üzere, padişah tarafından 200.000 altınla bol
miktarda zahire gönderildi. Bunları Emir Muslihiddin ile Mısır’dan
iki kadı götürüp, mahallerinde dağıtmaya memur edildiler.
1517 yılından itibaren Mekke ve Medine’deki camilerdeki hutbelerde,
Osmanlı padişahlarının adları zikredildi. Emir tayinleri de Osmanlı
padişahlarınca yapılırdı. Mekke emiri olan şerif vefat eder veya azl
yahut istifa ile makamı boşaldığı zaman, yerine tayin olunacak yeni
emir, şeriflerin seçimleri Mekke kadısıyla Mısır, Şam ve Cidde
valilerinin arz ve inhaları üzerine padişah tarafından tayin
edilirdi. Emir tayini, dört yüz yıldan fazla bu usûlle yapıldı.
Osmanlılar bölgeyi imtiyazlı halde tuttular. Mübarek belde olması
dolayısıyla ahalisine ziyadesiyle yardım edip, manevi ve sanat
değeri yüksek pekçok eserler yaptırdılar. Arabistan ahalisi,
Osmanlıların hakimiyetinde kaldıkları 1517-1918 yılları arasında
bolluk içinde yaşayıp, ihtiyaçları ziyadesiyle karşılandı.
1737 yılında Abdülvehhab oğlu Muhammed’in yaymaya başladığı
Vehhabilik yolu, Arabistan’daki sükûneti bozdu. Bu yol siyasi bir
hal de alınca; Osmanlı Devletine karşı bölgedeki Bedevilerin
desteğinde 1791’de isyan ettiler. Mekke Emiri Şerif Galib Efendi ile
harp ettiler. Sayısız Müslümanı öldürüp, kadınlarını, çocuklarını ve
mallarını aldılar. Bunlar 1801’de Mekke’ye saldırdılar. Mekke Emiri
Şerif Galib Efendi, bunları şehre sokmadı. Mekke etrafındaki Arap
kabileleri de Vehhabi oldu. 1803’te Taif’e girdiler. Taif’teki
Müslümanlara işkence edip, kadınları ve çocukları acımasızca
öldürdüler. Hac mevsiminde Mekke’ye de saldırdılar. Şehre
giremediler. Şerif Galib Efendi, Cidde’ye girince Sü’ûd bin
Abdülaziz antlaşmayla şehre girdi, türbe ve mezarların hepsini
yıktırdı. Suudiler, Şerif Galib Efendiyi yakalamak için Cidde’ye
gittiyse de Osmanlı askerinin mukavemetinden geri çekildiler.
Mekke’de işkence, zulüm, soygun artınca, Şerif Galib Efendi,
Cidde’den şehre gelip Vehhabileri kovdu. Yemen dağlarına kaçtılar.
Kaçarken çok zulüm, soygun yaptılar. Şerif Galib Efendinin
tavsiyesiyle Beni Sakif Kabilesi de Taif’teki Vehhabileri şehirden
kaçırttılar. Vehhabiler, Yemen dağlarındaki cahil, vahşi köylüleri
toplayıp, kuvvetlerini arttırarak tekrar Mekke’yi kuşattılar. Şehir
açlık sebebiyle teslim oldu. Yine şehirde çok zulüm ve tahribat
yaptılar. Mübarek beldelerdeki zulüm ve tahribat, Mısır Valisi
Mehmed Ali Paşanın 1812’de Cidde’ye gelmesi ve Mekke’ye asker
göndermesine kadar devam etti.
Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa, Vehhabilerin merkezi
Deriyye’yi 1818’de fethedip, Vehhabi Emiri Abdullah ibni Suud ile
dört oğlu ve ileri gelenlerini esir alıp, İstanbul’a gönderince,
bunlar idam edildi. İngiltere bölgede fitne çıkarıp, Osmanlı Devleti
içinde isyan başlatmak istediyse de 1857’de sulhla etkisiz hale
getirildi. 1860 yılında bütün emirler devletin itaatı ve terbiyesi
altına sokuldu.
1897’de Suudilerin lideri olan Abdülaziz er-Reşid, Vehhabiliği
tekrar faal hale getirdi. Riyad, Kasim, Büreyde şeyhleri, El-Mühenne
köyünde bulunan Abdülaziz bin Suud bin Faysal ile anlaştılar.
Abdülaziz bin Suud, 12.000 hecinli ile Kuveyt’ten Riyad’a geldi.
1902’de bir gece Riyad’a girdi. Abdülaziz ibnür-Reşid’in Riyad
Valisi Aclan’ı bir ziyafette öldürdü. Zulümden yılmış olan halk,
bunu emir yaptı. Üç sene çeşitli muharebeler yapıldı. Abdülaziz
ibnür-Reşid öldürüldü. 1915’te Osmanlılar işe karışarak, Abdülaziz
bin Suud, Riyad kaymakamı olmak üzere sulh yapıldı. Sonra Reşidiler
ile Suudiler arasında Kasim’de harp olup, Abdülaziz bin Suud mağlup
oldu. 1918’de Abdülaziz bin Suud, İngilizlerin teşviki ile bir
beyanname yayınladı. Mekke’ye ve Taif’e saldırdı. Fakat, bu
şehirleri Şerif Hüseyin Paşadan alamadı. 1924’te İngilizler,
MekkeEmiri Şerif Hüseyin bin Ali Paşayı yakalayıp, Kıbrıs’a götürdü.
İngilizlerin bu hareketinden sonra, Abdülaziz bin Suud, 1924’te
Mekke’yi ve Taif’i rahatça ele geçirdi. Suudiler, İngilizlerin
yardımıyla bölgede kontrolü sağlayınca, Osmanlı Devletinden sonra
halifelik makamına sahip olmak istedilerse de başaramadılar.
İbn-i Suud, 1932 yılında Suudi Arabistan Krallığını kurdu. 1953
yılında ölümünden sonra, yerine oğlu Suud bin Abdülaziz geçti.
1964’te tahtan indirildi. Yerine kardeşi Faysal getirildi. 1977’de
sarayında yeğeni tarafından öldürüldü. Yerine kardeşi Halid geçti. O
da 1982’de ölünce kardeşi Fahd geçti.
Suudi Arabistan 1948, 1967 ve 1973 yıllarında vuku bulan Arap-İsrail
harplerine katıldı. İngiltere, Fransa ve ABD’den milyarlarca
dolarlık silah, malzeme, savaş uçakları, güdümlü mermiler alındı.
1990 ortalarında Kuveyt’in Irak tarafından işgal edilmesine karşı
olan Suudi Arabistan, Irak’ı Kuveyt’ten çıkarmak için harekete geçen
“çok uluslu güce” üs vazifesi yaptı.
Suudi Arabistan, şeriat yasalarının anayasa olarak kabul edildiği
bir krallıktır. Hem yürütme gücünü, hem yasama gücünü elinde tutan
kral, Bakanlar Kurulu'nu kendi atar ve kararlarını veto etme hakkına
sahiptir. Yönetimle ilgili önemli kararların aşağı yukarı tümü,
Suudi ailesi tarafından alınır. Siyasal parti de, yasama organı da
bulunmamakla birlikte, her yurttaş "meclis" diye adlandırılan
düzenli dinleme oturumlarına doğrudan başvurarak krala şikâyetlerini
iletebilir, yardımını isteyebilir.
Suudi Arabistan'da kral seçimi ile ilgili reforma gidiliyor. Kral
artık halefini kendi seçemeyecek. Bunun yerine Kraliyet ailesi
üyelerinden oluşan Biat adlı özel bir konsey gizli oylama yöntemiyle
yeni kralı belirleyecek. 3 aday ise Kral tarafından tespit edilecek.
Ancak Konsey yönetim için yetersiz gördüğü kralın haklarını elinden
alma gücüne sahip olacak.
Fiziki Yapı
Arap Yarımadası, Önasya’da kuzeybatıdan, güneydoğuya doğru uzanmış
düzgün olmayan dikdörtgen şeklinde bir yapıya sahiptir. Güney kısmı
doğuya doğru genişlemekle bir çizme şeklini alır. Arap
Yarımadası’nın yaklaşık 2.240.000 km2lik büyük bir bölümü Suudi
Arabistan topraklarını meydana getirir. Genel olarak ülke toprakları
kıyıları alçak yerlerden, sahile yakın yüksek dağlardan ve iç
kısımları da yüksek ve geniş ovalardan ibarettir. Batı kıyıları
Filistin sınırından, Yemen sınırına kadar Serat Sıra Dağlarıyla
örtülüdür. Bu dağların en yüksek noktası yaklaşık olarak 3657 m
yüksekliğindeki Razih Dağıdır. Hicaz’ın doğusunda Necid Çölü
bulunur. Necid’in güneyinde Dehna veya Rubül Hali Çölü ve doğusunda
Nüfud Çölü yer alır.
Serat Dağlarından doğan nehirler zayıf ve kısa olup, küçük çaylar
halinde kalırlar. Çoğu Tehame kumlarında kurur. Başlıca büyük
nehirleri Behre, Şecce, Kanûn, Aşer, Sem ve Bişe’dir. Bunlar ancak
ani yağan yağmurlarla denize ulaşabilirler. Yarımadanın doğu
taraflarında hemen hemen hiçbir nehir olmayıp, ancak bu geniş bölge
“Vadi” adı verilen, nehir yatağı şeklinde olan, kuru derelere
bölünmüş durumdadır. Bunların en büyüğü de, Hicaz bölgesinin
güneyinde yer alan Asir bölgesinden doğan Vadi-i Remim olup, Fırat’a
kadar uzandığı olmaktadır.
Ülkenin doğusunda yer alan El-Hassa bölgesi ve güney kesimleri
yüksek yaylalıktır. Bu bölgenin ve Nüfud Çölü ile Yemame’nin bir
kısmıysa dağlıktır.
Kızıldeniz kıyıları “şap” denilen kayalar, mercanlar ve adalarla
örtülüdür. Basra kıyılarıysa alçak ve girintili çıkıntılıdır. Batı
bölgesinde kıyılara yakın ova ve dağların bir kısmı katılaşmış lav
kalıntıları(Harralar) ile kaplıdır. Kıyıdan 250 km kadar içerdeki
Hicaz bölgesindeki vadiler, tepelerden kıyıdaki ovalara doğru
uzanır. Bunların içinde en önemlisi Hama Vadisidir.
İklimi
Arabistan iklimi, toprağından dolayı genel olarak sıcak ise de,
yüksek bölgelerde serindir. İklimin en müsait olduğu yerler Yemen’e
yakın bölgelerle Necid Çölüdür. Dehna Çölü ve Tehame bölgelerinde
şiddetli sıcaklar ve kuraklık mevcuttur. Tehame’de genellikle yağış
olmaz ve ortalama sıcaklık 37°C civarındadır. Hiç yağmur almayan
çöllerdeyse sıcaklık, gece 38°C, gündüz ise 43°C civarında seyreder.
Hicaz ve güneyi mûtedil bir havaya sahiptir. Hatta Medine-i
münevvereye ve Taif’e kışın kar yağdığı dahi olur. Yıllık yağış
ortalaması 160 ila 180 mm kadardır. Ancak yağmurlarla meydana gelmiş
olan kısmi yeşillik, sıcak ve boğucu “sam (semum)” adlı çöl
rüzgarlarıyla kuruyarak kül rengine döner.
Tabii Kaynaklar
Arabistan topraklarının genel olarak, biricik tabii kaynağı
hurmadır. Hurmanın birçok çeşitleri yetişmektedir. Ülkenin Yemen ve
Amman’a yakın bölgesiyle, Hicaz ve Necid bölgelerinde çok çeşitli
bitkilerin yanında tıpta kullanılan sinameki, demirhindi, kat ağacı
ve zamk-ı Arabi, gibi nadide bitki türleri de yetişir. Ülkede göze
çarpacak ormanlar olmayıp, çoğu yerler çıplak ve taşlıktır. Meyve
ağaçları dışında, seyrek olarak ardıç, yabani yasemin ve yabani
zeytin ağaçları da mevcuttur. Yağmurların düştüğü dönemlerde meydana
gelen yeşillik ve mer’alar, kısa sürede kurur. Sulak bölgelerde ve
Tehame civarında bol, uzun ve çeşitli kamış türleri yetişir.
Suudi Arabistan toprakları, deve ve cins atların asıl vatanıdır.
Dünyanın en güzel atları burada yetişir. Necid bölgesi at ve deve
bakımından en zengin bölgedir.
Diğer bölgelerdeyse daha çok koyun, keçi, sığır ve eşek
yetiştirilir. Vahşi hayvanlar içinde, en başta çöllerin kralı olan
arslan gelir. Ayrıca kaplan, sırtlan, çakal, domuz, kurt, tilki ve
maymun cinsleri yaşar. Ülkede çok sayıda çekirge sürüleri ve Hicaz
taraflarında da “ladug”” isminde zehirli bir cins örümcek mevcuttur.
Ülke toprakları, yeraltı kaynakları bakımından oldukça zengindir.
Altın, simli kibrit, salz, bakır ve daha birçok çeşit maden
çıkarılır. Mekke-i mükerreme civarlarında, kükürt damarları ve
petrol yatakları mevcuttur. Kızıldeniz önemli bir tuz kaynağıdır.
Basra kıyılarının ise incisi pek meşhurdur.
Nüfus ve Sosyal
Hayat
Suudi Arabistan nüfûsu 14.691.000’dir. Yıllık nüfus artış oranı % 6
olup, nüfus yoğunluğu 5’tir. Nûh aleyhisselamdan sonra, Arabistan
Yarımadasında yerleşenlere “Arab-ı baide” denir. Âd, Semud ve
Amalika bunlardandır. Bunların hepsi “Sam” soyundandır.
Yemen’dekilere ise “Arab-ı aribe” denir. İkisinin karışmasından
“Arab-ı müsta’rebe” meydana geldi. Araplar, İslamiyetten sonra
yabancılarla karıştı. Lisanları değişerek “Arab-ı müsta’ceme” ismini
aldılar. Arabistan’da eskiden beri hasebe ve nesebe çok önem
verilirdi. Bu yüzden birçok kabileler mevcuttur. Herbiri şeyhlikle
idare edilir.
Arabistan kabilelerinin en kalabalık ve en güçlüsü Kureyş’tir.
Kureyş, Resûlullah aleyhisselamın on birinci babası olan Fihr’in
ismidir. Arab-ı müsta’rebe’den “Beni Adnan” ve bunlar arasında da
“Mudar” ve“Rebia” kabileleri meşhur oldu. “BeniMudar”dan Kenane,
Kureyş, Hevazin, Sakif, Temim ve Müzeyne kabileleri meydana geldi.
Kureyş kabilesi Mekke’de yerleşmekle ayrıca şeref kazandı. Kabile
reisleri, mühim işlerde anlaşmak için, Mekke’de “Dar-ün-nedve”
denilen yerde toplanıp meşveret ederlerdi. Kureyş kabilesi de, on
kola ayrılmıştı. Zemzem dağıtma ve Kabe’yi tamir ve tezyin işi,
bunların da en şereflisi Haşimilere verilmişti.
Bugünkü Suudi Arabistan halkı ise, yabancılarla karışarak onlardan
sonra gelenlerdir. Ülkenin şimdiki etnik yapısı eskiye nazaran çok
değişmiştir. Hakiki Araplar pek kalmamıştır. Çoğunluğu Suudiler,
Mısırlılar ve Yemenliler teşkil etmektedir. Bundan başka Filistinli,
Ürdünlü, Suriyeli, Pakistanlı, Hintli, Zenci ve bir miktar da Avrupa
ve Amerika kıtalarından gelen insanlar yaşamaktadır. Nüfûsun %
70’ine yakın bir bölümü şehirlerde yaşamaktadır. Dil Arapçadır.
Fakat bugünkü Arapça çok değişik bir şekildedir. Yani İslamiyyetin
ilk yıllarındaki Kureyş Arabisi hemen hemen kalmamıştır. Arapça,
çeşitli Arap ülkelerinde farklı lehçeler halindedir.
Bugünkü Araplar, yaşayış bakımından iki kısımdır. Bir kısmı şehirli
diğer kısmı göçebedir. Fakat son zamanlarda kurulan modern
şehirlerde şehirli nüfusu çok daha fazla artmıştır. Suudi
Arabistan’da Vehhabilik yaygın olup, devlet desteğindedir. Halkın
okuma-yazma oranı % 15 civarındadır. Medine, Cidde ve Riyad
Üniversiteleri meşhurdur. Eğitim ve öğretim serbest ve ücretsizdir.
Kabe-i Şerif
Ülkenin başşehri Riyad olup, geniş ve kalabalık bir şehirdir. Diğer
önemli şehirleri Mekke,Medine, Cidde, Yenbo, Abha ve Anaiza’dır.
Mekke-i mükerreme kıyıdan yaklaşık 64 km içeridedir. İslamın
kıblesi, Allahü tealanın evi Kabe-i muazzama bu şehirdedir.
Camilerin efdali Kabe-i muazzama, sonra bunun etrafındaki Mescid-i
haramdır. Kabe-i şerif, Âdem aleyhisselam tarafından yapılmış ve
İbrahim aleyhisselam ve İsmail aleyhisselam zamanında tamir
edilmiştir. Medine-i münevvere ise kıyıdan yaklaşık 320 km içerde ve
Mekke-i mükerremenin kuzeyindedir. Resûlullah efendimizin mübarek
Kabr-i şerifleri buradadır.
Her yıl milyonlarca Müslüman Kabe-i şerifi ziyaret ederek “Hacı”
olmakla şereflenmektedir.
Suudi Arabistan, petrolden büyük gelir sağlayarak çeşitli sosyal
tesisleri açmış durumdadır. Sağlık işleri ücretsiz yürütülmektedir.
Riyad Kral Faysal Tıp Merkezi, çok meşhur olmuştur. Ülkenin turizmi
oldukça gelişmiş durumdadır.
Ekonomi
Suudi Arabistan ekonomisi, 1932 yılında petrolün bulunmasıyla hızla
gelişerek, dünya ekonomisine tesir edecek seviyeye gelmiştir. Petrol
gelirleri ülke ekonomisinin can damarını teşkil etmektedir. Ülkenin
en önemli endüstrisi petrol ve ürünleridir. Ortadoğu’nun en büyük
petrol üreticisidir. Bu bakımdan dünyanın üçüncü ülkesidir. Petrole
paralel olarak, petro kimya endüstrisi kurulmuştur. Petrolden başka
tabii gaz, altın, gümüş ve demir de çıkarılmaktadır.
Ekonomide ikinciliği tarım sahası alır. Ülkenin sadece % 2’si tarıma
müsaittir. Nüfûsun % 28’ine yakın bir bölümü tarım alanında
çalışmaktadır. Geri kalan nüfûsun iş sahaları ise % 44’ü diğer
hizmetler, hükümet işleri ve ticarette, % 4’lük bir bölüm ise
endüstridedir. Başlıca yetiştirilen tarım ürünleri hurma, buğday ve
meyvedir. Tarım alanları, bağ ve bahçelerin % 85’ine yakın bir
bölümü sun’i olarak sulanmaktadır. Deve, eşek ve koyun
yetiştiriciliği gelişmiştir. Buna bağlı olarak hayvan derisi ve yün
üretimi mevcuttur.
Suudi Arabistan’ın yıllık ekonomik büyüme hızı, % 9,8 civarındadır.
Ticaretinin büyük bir bölümünü ABD ile yapar. Bundan başka Japonya,
Birleşik Almanya, Fransa ve Ortadoğu ülkeleriyle ticari
münasebetleri gelişmiştir. İhracatı, ithalatının yaklaşık iki
katıdır. İhracatının % 90’ından fazlasını petrol ve petrol ürünleri
teşkil etmektedir. Bu bakımdan dünya birincisidir. Ayrıca hurma,
deri ve yün diğer ihraç ürünleridir. Son zamanlarda AET ülkeleriyle
olan ekonomik münasebetleri artmıştır.
Ülkede balıkçılık ve turizm çok önemli iki gelir kaynağıdır.
Turizmden elde edilen gelirler oldukça yüksektir.
Ülkenin demiryolu ve karayolu ulaştırma şebekesi çok gelişmiştir.
Son yıllarda havayolu ulaştırması da çok düzenli hale getirilmiştir.
Sultan İkinci Abdülhamid Hanın yaptırdığı meşhur Hamidiye Hicaz
Demiryolu, Zerka’ya kadar işlemektedir. Abdülhamid Han, bundan
başka, Medine-i münevvereye kadar telgraf hattı yaptırmıştı. Suudi
Arabistan’ın başlıca limanları Yenbu, Cidde, Ras Tanura ve Dahran
limanlarıdır.
Suudi Arabistan'da araç kiralama ve rent acar hizmetleri
bulabilecğiniz adreslerimiz mevcuttur.